Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

Kül

Thu Jun 21, 2007, 5:39 AM
Yanmışa delalettir. Yanip tükenmişliği gösterir.

Ateşi ve dumanı kapsar. Hararettir.

Kırmızıdır.

Yanmışlıktan yola çıkarak bir zamanlar var olmuşluğu barındırır.

Eskiyi, geçmişi ve tüm bunların içinde, zamanı düşündürür.

Ölümdür.

Yokluktur.

Geri dönmemektir.

Kirdir. Pistir. Bulaşması, taşması, dökülmesi istenmez.

Kötü kokar.

Ateşten yola çıkarak acıyı, dumandan yola çıkarak korkuyu, nefessizliği, boğulmayı anımsatır.

Uzak ve musikişinas yaklaşımla Duman konserine, rock müziğe varılabilir.

Yakın ve temasperver bir yaklaşımla, elinizi simsiyah yapar.

Kül, kül olanın bir daha asla var olmayacağını söyler.

  • Mood: Gloomy
  • Listening to: Eleni Karaindrou
  • Drinking: Votka

antep'te süpermen olmak

Mon Oct 30, 2006, 1:04 AM
aaah ah. ne zordur bilemezsiniz.

malumunuz bayram tatili hafta sonuyla birleşti 5 gün tatil. hemen kaçtım bir yerlere. minik bir gap turu. dolaşırken onlarca yere uğradık. bunlardan biri de urfa idi. ve sonra da antep.

urfa'ya gidip de poşi bağlatmamak olmaz değil mi. ben de herkese uydum bağlattım. urfa'da hayli dolandım, başımda poşi üzerimde süpermen desenli tshirt ( bunun türkçesi nedir yahu ? )

sonra bindik otobüse, başımda poşi üstüm süpermen. indik antep'e başımda poşi üstüm süpermen.

hava da hafiften kararıyor, bizler de çarşıyı dolaşıyoruz . gözümde fotoğraf makinem ne bulsam çekiyorum başımda poşi üstüm süpermen. bir yerde baharatçılar kuru yemişçiler var, o açıdan bu açıdan derken dalmışım. bi ara bi delikenalı gelip "nereden abi ? " dedi ankara dedim sıcak ve samimi. sorna bunu soran delikanlı pazara doğru dönerek "ankaralı süpermen abi pazarımıza gelmiştir" diye bağırdı ve bir alkış koptu. ulan gülsem mi ağlasam mı ne yapsam kaldım ortada. bizim ekip de gaza geldi sırıtıyor herkes. hemen vizörü gözüme yapıştırip yüzümü kapattım, hem fotoğraf çekiyorum hem de kaçmaya çalışıyorum ama ne mümkün. millet aldı sazı bir kere her kes "süpermen abi" ile başlayan bir şeyler söylüyor. aha dedim internetten "yurdumdan insan manzaraları" köşesinde hazır ol kendini görmeye, antep'in sokaklarında başımda poşi üstüm süpermen.

bir an poşiyi pelerin gibi bağlayip, uçup gitsem mi diye düşündüm. sonra "yahu pazardayız, uçarsam bütün tenteler parçalanır, yazık olur" diye de düşündüm. sonra da "ulan oğlum, iki tane sağlam bağlantın vardı akıl namına onları da koparttın" diye düşündüm. uçmadım tabi.

pazardan çıktık, onlar sağ ben süpermen, dolanıyoruz hala. bu seferde yolda laf atmalar başladı. "selam süpermen abi" "aa bak süpermen gelmiş" "vaaay süpermen abi tatlı yer misin". hayır arkadaşlar olmasa ben çoktan çıkarip parçalamıştım o tshitri de ( ne yahu bunun türkçesi) erkekliğe bok sürdürmüyorum bir yandan da. kah kah, kih kih gidiyoruz başımda poşi üstüm süpermen.

ama en son noktayı bir polis memuru bey koydu. yol tarafından yürüyordum. geçen bir ekip arabasında polis memuru beni gördü sonra da elini çıkarip "naber süpo" dedi. ulan eğer ki bir de hoparlörden anonsa yaparsa uçmayan da ne olsun dedim. yapmadı allahtan.

koşa koşa otele dalip heme arındım süpermenlikten, poşiyi katlayip bavula koydum, üzeri en bişeysiz tişortumu ( böyle daha iyi oldu sanki) giyip indim lobiye. etrafımı gruptaki gençler sardı ne oldu abi süpermen diye. ben "kent, klark kent. süpermen burada mıydı" dedim.

siz siz olun arkadaşlar, sakın süpermen kıyafetiyle antep sokaklarında dolaşmayın. hadi dolaştınız bir de başınıza poşi bağlamayın.

bir de sizlerden ricam, bu günlerde internette dolaşan yurdumdan insan manzarası konulu mesajları okumayın, okutmayın.. ayiptır, günahtır, valla bak :)

  • Mood: Cheerful

teknolojinizi nasıl alırsınız

Thu Aug 31, 2006, 8:20 AM
girdiğiniz bir sitede eğer bir şekilde kayıt yapmışsanız karşılaştığınız reklamlar sizin ilgi alanlarınız çerçevesinde seçiliyor artık. ya da kayıtlı değilseniz bile,reklamlar siteyle, bulunduğunuz ülkeyle, ya da o anda incelediğiniz sayfayla iliglikonularda geliyor.

bilgisayar ürünleri sitesini gezerken bilgisayarla, mobilya sitesini gezerken mobilya ya da ev eşyasıyla ilgili reklamlarla karşılaşıyorsunuz.

bazı özel kanallarda, deneme bağlamında da olsa, televizyon reklamları abonenin özelliklerine göre seçilmeye başlandı.

ileri teknoloji, prototip olarak olsa bile, yerleştirilen alıcılarla odadaki kişinin özelliklerini algılayip onların cinsiyetine ve yaşına göre reklamlar ya da programlar seçme şansı tanıyabiliyor.

hatta üye olduğunuz bazı dergilerin editörü doğrudan size hitab ediyor. dergiyi açıyorsunuzgülümseyen bir yüzle editör söze şöyle başlıyor "sayın sema zem,". insanın tüyleri diken diken oluyor, dönüp şöyle bir arkasına bakıyor burada mı bu adam diye.

teknoloji dünyasındaki bütün bu keyifli gelişmelere rağmen benim 1 ay önce oturma odası grubualdığım firma fatura bahanesiyle ele geçirdiği ev adresime ve cep telefonuma neden "yeni oturma odaları" ile ilgili mesajlar gönderiyor ? amaçları bana "hah hah salak herif . sen aldın ama bakdaha güzelleri geldi. üstelik daha ucuz. enayii enayii" demek mi ? yoksa oturma odası satıcıları oturma odasını her her ay değiştirilebilir bir şey mi sanıyorlar ?

4 yıldır abone olduğum derginin içinden "denemeden karar vermeyin" sloganıyla çıkan "hijyenik kadın bağı" nı nasıl denememi bekliyorlar. benim onu bağlayacak yerim yok ki...

teknolojileri çok ileri de hanımın muayyen gününde olduğunu mu bildiler diyeceğim, hanım yok. arayip da "e bana bunu denemek için birini göndersenize" desem bir sonraki sayıda "üyelerimiz arasında sapıklar var" diye beni rezil ederler. sırf onlar mahçup olmasınlar diye denedim ama, acayip rahatsız bir şey. bir de geri bildirim formu yapmışlar "lütfen doldurun" diyorlar.

"dış görünüş olarak, gittiğim mekanlarda ilgiyi üzerime çekmek adına faydalı olduysa da; kişisel kullanım açısından çok rahatsız edici buldum" diye doldurup gönderdim ben de.
ne yapayım.

vanilya kokusu ve sen üzre yazılmış

Wed Jul 26, 2006, 12:01 AM
düşlerimi elime alip sevdaya fırlattım gül kokularını. yağmuru arkama alip denize karşı durdum. rüzgara bıraktım tüm hayalkırıklarını. birkaç dal kırıldı, kediler çöp tenekelerinden fırlayip kaçtılar, bir yerde bir kapı çarptı, bir cam kırıldı.. tazelendi ömrüm sanki bu seher, gün yeni bir bana doğdu sandım. aldandım.

yüreğimin çığlıkları dolandı durdu sokakları, görüntümden ürküp kaçtı çocuklar, kuşlar uzak uçtu, polisler ters ters baktı, bir tek damlalar düştü üzerime. damlar saçlarımdan yüzüme aktı, yüzümü birbirine kattı bir yumruk gibi savrulan rüzgar. kendime geldim, ayıldım, her şeyi unuttum sandım. aldandım.

geriye dönecek bir yerim yoktu, geride bıraktığım bir şey yoktu, geri yoktu, son adımımın izini bile silip süpürmüştü yağmur, belki de bile bile. arkamdan sadece sokak köpekleri bakıyordu, sanırım onlar da gittiğimden emin olmak istiyordu. bu şehir beni sevmiyordu. bu şehirde kimse beni sevmiyordu. sen beni sevmiyordun. seveceğini sanmıştım, ne olursa olsun seveceğini sanmıştım. aldanmıştım.

aldanmışlığım her yüzüme vurduğunda bu şehre yağmur yağıyordu.
her yağmur yağdığında seni özlüyordum.
her seni özlediğimde ancak yazabilyordum.
her ancak yazabildiğimde içimde bir şeyler yanıyordu.
her içimde bir şeyler yandığında seni umuyordum.
her seni umduğumda aldanmışlığım yüzüme vuruyordu.

odam vanilya kokuyordu,
sen bilmiyordun

adı yok bugünün

Mon Jul 24, 2006, 12:55 AM
adı yok bugünün aynı dün gibi. belki bir tarih, belki bir kitabın arasında kıvrılmış yaprak. belki rüzgarın savuramadığı inatçı bir taş parçası bir damda kiramitlerin arasına sıkışmış. belki ömrümüzden geçen deli bir gün, diğerleri gibi.

belki de mirasçısı sadece dünün. adı yok bugünün.

Sponsored By Ninja Assassin

Journal History

Site Map